4 Aralık 2011 Pazar

Yeni Bir Güne başlamak, Ya da başlayamamak..


Bir güne nasıl başlanır nedir bunun kıstası ? Uyuduğunda bitirdiğin günü, uyanarak başladığın yeni bir günle degişirsin. Hep bir dönüşüm durumu. Bazen aynı, bazende hep ayrı. Ben hala uyumadığıma göre hala dünden mi devam ediyorum hayata. Bazen kendime çok şaşırıyorum bıraksanız bütün gün yataktan çıkmayarak, uyumasa da inadına yorgana sıkı sıkı sarılıp saatlerce öyle kalabilen bir varlığa dönüşüyorum. Düşüyorum düşünüyorum sanki bütün haftanın tek tek karalamasını yapar gibi, ruhumda  bedenimden çıkmış izliyormuş gibi kendime tekrardan özet geçiyorum. Bu arada araya bişeyler giricek olursa, hep sil baştan alıyorum. Ne mi düşünüyorum her insan gibi hayal kuruyorum. Balık burcu olduğum kabak gibi buradan da belli oluyor. Güzel şeyleri düşünüyorum. Her karesinin üstünden bir daha geçiyorum sonra kendimi tebessüm ederken buluyorum. Yine yeniden yaşıyormuş gibi.  Sonra kıvranıyorum, büyük değişiklik yaparak battaniyemide alıp  tv. karşısındaki  koltukta geçiyor burda uzanmaya devam ediyorum.

Düşlerinizi kovmayın, çünkü onlar gidince belki siz kalırsınız ama artık yaşamıyorsunuz demektir. ( Mark Twain )


Böyle kendimle kalmayı seviyorum. Bazen insanlardan sıkılıyorum. Sevdiğim dostlar olsada, gitselerde biraz kendi kendimle kalsam diyorum. Heralde bazı dönemlerde, insan kendi kabuğuna çekilip. yanlız kalmak istiyor. Ne istiyorum. Geleceğe dair düşlediğim ne. Olmak istedigim yerdemiyim.Neyin beni mutlu edeceğini bir türlü bulamıyorum. Nerde olmam gerekli onuda bilmiyorum. Küçükken hayalini kurduğum çoğu şeyin gerçekleşmedigini farkediyorum. Bazen yaşımın geçtigini düşünüyorum. Yapamam artık diyorum geçti. Yaşlanıyorum triplerine giriyorum. Hayatımda çoğu şeyi oturtamamışım gibi geliyor. Etrafımdakilerle kıyaslıyorum bazılarıyla karşılaştırınca şükür iyiyim diyorum, bazılarıyla kıyaslıyınca kıskançlık damarım ağır basıyor. Olmak istedigim yeri bulamıyorum. Sonra  İyi şeyler düşünmeye çalışıyorum. İyi bir işte çalışıyorum kendi ayaklarımın üstünde duruyorum. İyi bir aileye sahibim. E fena da bir tip degilim. Bazen insan kendi kendine yetmedigi zamanlar varya, o süreçlerdeyim galiba. Hersey aynı gitsin, düzenim bozulmasın diyenlerden degilim. Hep iyi bişiler olsun olsun isterim insanoğlu işte...Yinede bugünlerimize şükürler olsun..Allah gördüğümüzden geride bırakmasın hepimizi..


İnsanlar dağların zirvelerini, denizin dalgalarını, büyük nehirleri ve zengin okyanusu temaşa ederler; fakat en büyük mucize olan kendilerini görmeden geçip giderler.” ( Saint AUGUSTİN)










23 Kasım 2011 Çarşamba

YERYÜZÜNDEKİ İKİNCİ MELEĞİM...



Bir anne ve babanın ikinci çocuğuna verebileceği en güzel hediyedir abla.  27 kasım sabahı bu aileyi tam bir aile yapandır kendisi. İlk çocuktur ilk heyecandır ilk deneyimdir. Bütün acemilikler onda test edilmiştir. Bir nevi kobaydır. Fadakarlık kısmıda daha bu tevellüte dayanandır. Kendi üstünden edilen deneyimlerler sonrası, diğer çocuklara  hayatı kolaylaştırandır. Kasım ayını ''kutlu doğum ayı'' ilan ediyorum resmen. Sevdiklerim, canım cigerlerim doğmuşlar daha ne olsun. Annem, gençmiş körpeymiş ailesinden ayrılıp uzak diyarlardan, göçmüş gelmiş istanbula. Bilmedigi bir yer, bilmediği insanlar. Çok zorluk çekmiş anlatır konusulunca hep laf arasında. İlk hamilelik ilk heyecan. O zamanlarda cinsiyet ögrenme gibi bir şanslarıda yok. Beklemişler bebeklerini sabırsızca. Sonra vakti gelmiş bebek vermiş sinyali anaya. Sancılar başlamış düşmüşler hastane yollarına. Baba işteymiş gittiginde hastaneye heyecanla, kızın oldu demişler. Anne onsekiz yaşındayken, kendi daha çocukken birde bebek getirmiş bu dünyaya. Kızları beklenenin dısında daha uzun saçlı gelmiş dünyaya, siyah gözlü, kırmızı dudaklı bakmaya dokunmaya kıyamadığın bir melekmiş adeta. Eve götürmüşler. Babası işten kaçıp kaçıp kızını görmeye gelirmiş. İşe gitmek bile zor gelmiş adeta. Bir komşuları varmış onunda çocuğu olmuyormuş pek severmiş bu melegi öyle anne birde bu abla elinde büyümeye başlamış. Altı aylıkken annesi bir daha hamile kalmış. Üzülmüş doyamamış kızına çok küçük demiş yazık kızıma ama el mecbur sütü kesmek zorunda kalmış.

 Sonra bir tane daha kızı olmuş. Doğuma az kala kız kardeşini çağırmış yanına. Sonra doğumdan sonra gelince eve, küçük kızının kendisine degil kızkardeşine anne dedigini görmüş üzülmüş. Sonrada baba kız arasında farklı bir bağ oluşmuş en az bir anne kadar. Hep ondan istemiş sütünü digerki isteklerinide. Daha kendisi bir yaşındayken ablalık yapmış kardeşine. Ondan hep paylaşımcı hep iyiymiş. Sonra birbirlerine hem kardeş en çokda arkadas olmuşlar. Hiç kimseye ihtiyaç duymamışlar. Kardeşi hep onu arkadaş gibi gördügünden, birde yaş farkının az olmasından ötürü abla degilde, hep adıyla hitap etmiş. Abla çok güzelmiş kardeşte bir kıskançlık başlamış. Herkes onu seviyor kucağına alıyormuş. Küçükte dikkat çekmek uğruna şaklabanlıklara kalkışırmış, bunu yaparkende hep bir tarafını incitirmiş. Çok güzelmiş abla kıskanılacak kadar hemde. Abla hiç kıskanç degilmiş tam tersi hep paylaşımcı o yaşına inat hep özveriliymiş. Birgün anneyle köydeyken kardeşi biraz düşüyor ve ağlıyor. Çok üzülüyor abla sarılıyor kardeşine başlıyor ağlamaya'' burda baba yok simit yok hep pok var ( hayvan pisliklerinden bahsediyor)'' Sonrası  oyun arkadaşı, sonrasında okul maceraları başlamış. Abla okula gidince kardeş yanlız kalmış. Hafta sonları bazen abla babayla, küçük kardeş de anneyle takılırlarmış. Eve gelince ne yaptıklarını anlatırlarmış. Abla babam beni pastaneye götürdü hem pastada aldı derken, kardeş bende annemle pazara gittim annemde yüzük aldı derlermiş. Sonra aralarına bir kardeş daha katılmış. Gel zaman git zaman herkes büyümüş abla işe başlamış. Kendinenden çok kardeşlerine harcamış parasını, kıymetini hep bilmişler kardeşleride. Sonra ablada aşık olmuş. Kızıda anne gibi uzak diyarlara gelin gitmiş. Üzülmüşler ama onun mutlu olduğunu görmek bilmek onlara yetmiş. O bizim kıymetlimiz, ilk gözagrımızdır. Üç yıldır ayrı kutladığımız günler dışında hep telefonlarda hep internette hep yanımızda. Sıkıldıysak ilk aradığım dertleştigim keza aynı durum onda olsa, onunda aradığı ilk kişi benimdir. O benim can dostum biricik ablam. Bugün doğum günü. Bedenen olmasa da ruhen hep onun yanınızdayız oda bizim yanımızda.  Dediler ki; Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur.. [Mevlana/Rumi]. Bizimde aynen böyle..İyiki doğdun. iyiki varsın canım. Hayata dair bütün dileklerinden  isteklerinden daha fazlası gerçekleşsin sen hep mutlu olsun hep iyi ol hep bizimle ol...Mutlu yıllar kıymetlimiz Mutlu yıllar özlemimiz. Çok seviyoruz seni çokkkkk...


20 Kasım 2011 Pazar

DÜNYADA KARDEŞ ÇOK, AMA BENİMKİSİ GİBİ YOK...

Hayatta sahip olunabilecek en guzel şeydir kardeş. Tek çocuk olanlara her zaman üzülmüşümdür. Zira ilerde çocuğum olursa, sırf bu yüzden tek bırakmıyacağımdır. Zaman zaman kavga ettiginiz küstüğünüz, o an bile bişi olsa yanına koşarak gittiginizidir kardeş. Sene 24 kasım 1988 güneşin bile yeni yeni kendini göstermeye başladığı sabah saatlerinde, annemin sancılarıyla babamında heyecanlı halleriyle evden apar topar çıktıkları sahne... O anın  her karesi şimdiki gibi hala aklımda. Korktum ağladım anneme bişi oldu sandım. Sordum kuzenime üzülme kardeşin olucak dedi. Sonra babam geldi ablamla beni okula götürdü teskin etmeye çalıştı bizi. Anneniz iyi öpüyor sizleri,  hem gelecek bir kaç güne kalmadan. Ama babamın dediklerine karşın hala teneffüslerde, derslerde ağlayan bir ben. Ögretmenimiz, ne oldu diye sorarken ''annem hastaneye gitti. kardeşim olucakmış'' dedim. Ve dememe kalmadan o an yine düğümlendi boğazım...Ne güzel işte sevin ağlama. Ne kadar dogru söylediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Dünyanın en güzel şeyiydi o. Yaklaşık İki üç gün sonra annem ve babamın elinde kundağa sarılı bir bebekle geldiler. Koştum kapıya annemi görünce gözlerim ışıldadı. Babama bakınca donakaldım. O neydi öyle.. babam '' Kızım istemiyorsan götürelim başkasına verelim'' dedi. Sonra gidiyor gibi ayak yaptı. Çaktırmayın ben o zaman yemiştim bunu. Yoo baba götürme yazık bakıyım bir dedim. Ablalık duygularım o an başladı. Baktım çok karaydı hatta kırmızı gibiydi. Doğum sırasında kordon dolanması olmuş. Boynuna dolanan kordona inat gelmiş dünyaya benim biricik kardeşim. Gerisi sevgi ve kıskançlık dolu hala anlatılan, gülünen hikayeler. Şimdi yanımda olsa off yine benimi  anlatıyorsun abla derdi.

Gözüm hep onun beşiğindeymiş kim bakacak sevecek diye. Ama ağladıgında yada mırıldandığında da buna tezat ilk koşan susturmaya çalışanda ben gerisini siz düşünün. Ablam zavallı artık alışmış bu duruma, ilk ben çıkmışım ona ortak, sonra birde bizim ufaklık. O kaderine mahkum hayatına devam ederken, ben hala direniyorum, ortalıklarda fırtınalar estiriyorum. Bir ara ablam, oyuncak bebek sanıp ufaklığı anneye masumca sorar.  '' Anne oynayabilirmiyim bununla'' demiş. Tabi ama şimdi değil, oda büyüsün beraber oyun arkadaşı olursun diyerek, gönlünüde kırmadan kapatmış olayı anında. Birde neydi o gelenlerin pis piss sırıtıp ''papucun dama atıldı geyikleri''  Bende sinirler tavan aa öyle olurmu derdi annemle babam biz kızlarımızı çok seviyoruz, hem bu çok pis derlerdi.  Sonra yavaş yavaş morarmaları gitmeye başladı içinden sevimli yeşil gözlü bir oğlan çocuğu çıktı. Bu arada unutuyordum yazmayı bizim minik kardeş morduya kordon dolanmasından dolayı. Ben hep ondan korkardım. O dönemde meşhur boksör vardı muhammet ali kıley diye, kendisi baya esmerceydi bende onla özdeştirdim çocuk aklıyla minik kardeşi. Babama bu da bizi dövermi diye sorardım. Çocukluk işte.. Sonra bizim kardeş büyüdü arkamızdan ağlamaya başladı. El mecbur kıyamıyorsunda hadi götür. Götürmekle kalsan yine iyi oyunun ortasına dalar sen oynayamassın kızamassında ah ahhhh. Sonra okul çağına girer oldu, okulda dayak yermi kabusları felan filan.. biz onu böyle ablam annem ben gözümüzden de sakınır olduk. İçimizde varya  bu annelik güdüleri işte ..yazık çocuğa üç kişiyle baş etmeye çalşıyor. Bizde küçüktük ama her doğum gününde paramızı biriktirir ona hediyeler alırdık. Ona bişey yaptığımızda da çok mutlu olurduk. O  bizim minik yeşil gözlü oğlumuzdu adeta. İçide dışıda herkezi kıskandıracak kadar yakışıklıdır güzeldir. Görenler artis gibisindir der peşinden de; ama sen hiç sizinkilere benzemiyorsun demeyi ihmal etmezlerdi.  Annem hamileyken görmüş rüyasında o bizim rüyalarda gördügümüz ermiş dedelerden. Oğlun olucak böyle renkli gözlü. Annem ilk görünce bir şaşırmış ben bunu rüyamda gördüm diye...O güzelliklere dair herseye sahip olsun etrafı öyle şeylerle çevrili olsun hep iyi şeylerle karşılaşsın. Hrseyin en iyisi güzeli onun olsun.Bizim biricik kardeşimizin dört gün sonra doğum günü.  23 yaşına basıcak, bizden uzakta asker ocağında bilmediğimiz diyarlarda. Allah onun yardımcı olsun.Tez zamanda yanımızda olsun. Ayrı geçirdiğimiz son doğum günü olsun... İyiki doğdun bebeğim. İyiki kardeşim oldun . Seni çok seviyorum..Seni çoook seviyoruz..

15 Kasım 2011 Salı

Bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin.. Sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin.

    En güzel olandır. Ne tartışmalar, ne ayrılıklar, ne acılar, ne de aldatmalar vardır onun içinde. Masumdur çok masumdur. Yıllar geçse de insanın aklında hep var olandır. Kalbinizin ilk heyecanıdır. O aşk siz büyüdüğünüz zaman, hele ki onla karşılaştığınız zaman, aklınıza gelenlerle sizi tebessüm ettirendir. Çünkü o sizin ''ÇOÇUKLUK AŞKINIZDIR.''

O hiç bir zaman açılamadığınız, açılmaya cesaret edemediğiniz. Size geldiğinde kalbinizin hızla attığı, karşıdan da duyuluyor mudur diye korktuğunuzdur. Utançtan bütün vücudunuza sıcaklık bastıran. Yüzünüzün al al edendir. Konusamadığınız kaçtığınız,, bakışamadığınızdır. O hiç yokmuş gibi davrandığınız. en safiyane aşk türüdür. Nedense kimse anlamasın diye de hep şımarık ve hep soğuk konuştuğunuzdur. Halbuki bütün dünyan o an o iken.....

''Gel zaman git zaman her şeyi sildin zaman, dur artık geçme böyle bak bitiyor aşklarım....''

İkimiz büyüdük kocaman insanlar olduk. Başka sevdalara başka hayat koşuşturmacalarına düşmüştük. Acı çektik üzüldük dertleştik. Yanlış sevdalar peşinden koşuşturduk. Kırdık kırıldık.. Öyle bir anda denk geldik ki.  Dertleştik o anlattı ben dinledim, ben anlattım o dinledi. Teskin ettim üzgündü. Ben onun üzülmesine üzüldüm. Onun başkasını sevmesi yüregimi dağladı. Onun dilinden başkasını duymak üzüntü verdi acıttı. Sonra onu üzene kızdım. O bizim kıymetlimizken birinin onu üzmesine dayanamadım. Sonra ben anlattım o üzüldü. Seni üzen birisi he diyip sinirlendi. Sonra o mahsunlaştı, benimde anlatmamdan rahatsız oldu. Üzüldü.. Sonradan bir bağ oluştu bu sohbet sonrasında, bir daha konusu açılmayan korkutan ve çekip gittiren. sözle olmasada hissettik, Biz hiç konuşmadık ama hep bildik hep hissettik. Çocukluğumuzla birlikte bırakıp gittik birbirimizi..


'' Aramızdaki savaş nasıl anlatılır şimdi. Onun yüreği filistin'di ben oraya yerleşmeye çalışan batılı çocuk. Sesinde ne var, biliyor musun? Söyleyemediğin sözcükler var. ''

Yıllar sonra tekrar gördüm onu. Baktım uzunca.. sonrasında anladım ki; aslında o benim içimde büyüttüğüm, görmek istediğim şekilde hissettigim, çocukluk duygularından öte bişi degilmiş. Anladım ki; ''Yaşanmayan değil yaşanan daha kıymetliymiş, emek verilen, paylaşılan, hissedebildiğin en güzeliymiş.'' Gerisi masum çocuksu duygularla içinde yaşadıgın, yıllar sonra bile tebessümle anlatabildigin o eski çocuksu günleriymiş..

                         Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu; sevgi emekti..

9 Kasım 2011 Çarşamba

BAZEN DİL, BAZEN DE YAŞANILANLAR YÜREĞİ ACITIR.

Gündemin bu kadar hızlı degiştiği ülkemde, sabahları uyanmak bazen çok zor oluyor. Daha yirmidört saat geçmeden, gündemde bomba etkisi yaratan, herkesin dilinde, televizyonların gün boyu ekranlarına  taşıdığı haberler, daha gün bitmeden eski birer haber olup, tozlu sayfalarıda ki yerlerini alıyor. Bir bakmışız gündem başka mevzu başka. İşin ilginç yanı biz bu tempoya fena alışmışız. Diğer ki ülkelere bakınca, biz de bir hafta da yaşanılan olaylar, onlarda yıl da bir kez anca yaşanılıyor. Tabi burada onlarda yaşasın demiyorum.


Kimse yaşamasın, bizde yaşamayalım. Kısacası gündemide hızlı yaşayıp, hızla tüketiyoruz. Daha kaç gün oldu şehit haberleriyle sarsıldık. Gencecik bedenlerin acıları, yüreklerimizi dağladı. O kadar yaşanmamışlıklar varken çekip gitmek hem çok acı, hemde çok erkendi. Hemen peşi sıra van depremi. Bir sürü can veda etti göçdü başka diyarlara. Bazen dil acıttı, bazen betonlar ama yinede insanlık kazandı. Tek yürek van olduk, bütün kötü niyetleri arkada bırakarak. Herkes elden geldiğince bir İşin  ucundan tuttarak destek verdi. En azından toplum olarak hala birligimizi kaybetmedigimizi, kötü bir şey vesile olsa da gördük gösterdik. O bitti N.Ç olayının ardından yargının verdigi kararda en az yaşanılan olay kadar acıydı. O  karar, o bedene de bu milletede fazla geldi. En az bir deprem kadar sarstı yıktı geçti bizleri. Umarım güne de yarınlara da daha güzel haberlerle uyanırız başlarız.

16 Ekim 2011 Pazar

AŞIKSAN BEKLEMEKTE GÜZELDİR..

İlk buluşma, ilk bakış, ilk öpüş, ilk ayrılık ve barışma.. Ne çok şey sığdırdık bu aşk' a. Ne badireler atlattık. Sonuç mu  '' insan emek harcadığı şeyleri sever ve sevdiği şeyler için emek harcar."  Zamanla daha bir oturuyor sanki. Daha keyifli daha yaşanılası geliyor. Ben' likten çıkıp biz oluyorsun. İlk başta ki acemilikleri yanlış anlaşılmaları atlatıp, tanıdığın için daha akıllıca yaklaşıyorsun. İnsanoğlu güzel olan her şeyi ister, her şeyi bekler..Kaynağı  aşk olandan da çok şey bekler. Aşk zaman ve emek ister, aşk tolerans bekler, aşk saygı bekler, aşk sorumluluk, aşk güven bekler. Aşıksan beklemekde güzeldir.


 O artık bizim muhite yakın  bir yerde çalışıyor. Ve bunu ilk duyduğumdan beri havalardaydım resmen. Daha çok görebilme ihtimalini düşünmek, göremesem de yakın olduğunu bilmek ve bunu hissetmekte güzel. Kahvaltı edeceğiz nereye gitsek diye düşünürken sahile gidelim yürüyelim dedim. Muhakkak sahil kenarında kahvaltı mekanları bulunur diye düşündüm. Bu düşüncede kaldı malesef o güzelim sahilde dogru düzgün bir yer olmaz mı kahvaltı yapacak. Yok abi nerde. Bizim ki sinirli haklı olarak. Uyumadan, uykusuz uykusuz gel üstüne birde açıkmış ol  ve  yer bulamama. Sinirler direk tavan yaptı haklı olarak dile vurdu söyleniyor bozuldum. Yüzümün rengi gitti belli etmemeye çalışıyorum. Ama istesem de istemesemde yansıyordur bir şekilde . Girdigimiz ara sokaktaki bir çorbacıya direk giriş yaptı.  Aha tamam dedim edemicez kahvaltı felan yalan oldu. Olay yemek de degil yanlış anlaşılma olmasın. İlk kez beraber kahvaltı edecektik. Söyledi işkembesini adam aç sonuçta. Beni de düşünüyor hani, sende iç felan ısrarla söylüyor. Yok felan bende ki tablo. Tamam buradan sonra da çay içemeye gideriz diyor.  beni düşünmekten de vazgeçmiyor. Ben gerek yok modunda . Oradan çıkıp onu otobüse bindiriyorum kendimde minibüse binip eve gidiyorum. Sabah heyecanla çıktığım evden sinir olarak eve dönüyorum. Ama sonra düşünüyorumda bazen çok çocuksu davranabiliyoruz. Adam haklı beyler. Uykusuz gel birde üstüne bende dolandırıp gezdireyim birde trip ye. Sonra kıyamıyor sevdicegine bir sonra ki gün yine  çağrıyor kahvaltı için. Ben bu adamı seviyorum yav. 

9 Ekim 2011 Pazar

KADIN OLMAK ZOR ZANAAT..

Kadın olmak ne zordur. Bedenine, evine hatta ülkene bile yabancılaşır kendini oraya ait hissedemeyebilirsin . Zaten doğuş itibariyle 1-0 geriden başlarsın şu dünyaya. Bir bebek doğdugunda bile, kızsa cinsiyeti sağlık olsun yav demezmiyiz. Kiminin kızı kiminin ablası kiminin eşi oluruz.


Herşey bir anda üstüne gelse bile, daralırsın da yine de belli etmessin.O kadar meşgulsündür ki etrafındakileri düşünmekle onları mutlu etmekle, kendinin farkına bile  varamassın çoğu zaman. Bekledigin ise  buna karşın sıcak bir tebessüm birde belli edilesi bir sevgidir. İlk önce kendini ispatlamakla geçer ömür aileden başlayıp sonra sevdigine sonra çevrene. Hormonların bile seni rahat bırakmaz her ay her ay yaşatığı sıkıntıyı siniri yaşamayan bilemez. Yok ergenlikti yok doğum sonrası psikolojiydi, birde işin içine çocuğuna karsı duyduğun psikopatça koruma ve sevme iç güdüsü. Bu çocukla kalmaz kardeşinede sevdiklerine karşıda hissedersin bu durumu. Bitti sanmayın en son aşama menepoz bu hormonlar bizi mafediyor kısacası ömrümüz boyunca peşimizi bırakmıyor. Keşke keşke diyorum bizde erkekler gibi bakabilsek ince ayrıntılara dalmasak, az biraz daha duygusuz olsak ne olurdu sanki. Ya da eş değer yaratılsaydıkta aynı yönden bakabilsekdik daha kolay olmazmıydı. Onlar bizim tefarruatlarımızla, bizde onların yüzeyselligiyle uğraşmaz olurduk. Daha geçinilesi bir hayat yaşardık kısacası.

6 Ekim 2011 Perşembe

ONLAR SADECE KENDİLERİNE DEGİL, GELECEGİMİZ İÇİNDE ÇALIŞIYORLAR..

Onlar dilencilik yapmıyor, hazıra konmuyorlar. Akşama kadar yağmurdu kardı, güneşti demeden kocaman arabalarını sırtına dayayarak sokak sokak geziyorlar. Hangi iş kolay ki demeyin. Kolay iş yok ama siz işinizi yaparken bu kadar dışlayıcı bakışlarla, birde üstüne üslük mikrobik bir ortamda başınıza hangi hastalığın gelecegini bile bilmeden böyle  bir işte çalışmak istermisiniz.? 

Bizim hiç düşünmeden çöpe attığımız kağıt parçalarını ya da degişik atıkları toplayarak, geri dönüşümünü sağlayıp üstünede para alır bu insanlar. Sadece kendilerine degil gelecegimize de çalşırlar. Görürümde annesiyle çıkıp ona yardım eden küçük çocukları içim gider. Yaşıtları oyun oynarken onlar anneleriyle babalarıyla işe gider. Küçük elleriyle oyuncaklarıyla
oynıyacakları zamanda çöpleri karıştırırlar ailesine destek çıkarlar. Hayat bu kadar adaletsiz işte.  Genelde bu işi yapanların büyük kısmı göç yoluyla gelip büyük şehirlerde  tutunmaya çalışanlardır. Geçenlerde  haberlerde mesleki birliklerini kurmak için adım attıklarını izledim. Umarım bir faydası dokunur sözde kalmaz bazı şeyler. Onlarda daha farklı sistemde daha güvenli çalışabilirler. Bakıyorumda Avrupa ülkerinde geri dönüşüme ne kadar önem veriyorlar. Her kapıda kağıt, plastik birde normal çöplerinizi atabileceginiz üç çöp kutusu koyulurken.  Bizde o ayrım sadece merkezi yerlerde bir kaç taneyle sınırlı kalıyor. Sınırlı kaynaklarımızı hiç bitmeyecek gibi sınırsız harcama durumumuz nereye kadar sürecek acaba. Ayrıca geri dönüşebilir atıklarımızı diğer atıklara bulaştırmadan konteynerların yanına bıraksak, hem toplayana kolaylık olsa hemde gelecege ufaktan yatırım yapsak, işin ucundan azda olsa tutsak. Hep hayalimdir bu onurlu insanların hayatını belgesel yapıp aktarmak. Hayat bu süprizlerle dolu belli mi olur belkide olur. Bende bu sayede yakından tanıma sohbet etme fırsatını yakalarım.

25 Eylül 2011 Pazar

Dönmeyen Dilimle Sana AŞK Dedim...

Eşitsizlik, her yerde olduğu gibi ikili ilşkilerde de görülen bir durumdur. Hep bir kişi diğerine göre daha çok sever ve öbür kişi, bu sevgi karşısında daha umursamaz olur. Çok seven taraf için kötü bir durumdur. üzülmeye mahkumdur. Sürekli suistimal edilir. Zaten aşkda bu yüzden acıdır.

 Bir hint atasözü "aşkta kalplerden biri daha soğuktur" der. Sevildiğinizi bilirsiniz de hiçbir zaman o sizi, sizin onu sevdiğiniz kadar sevemez. Sizin aklınıza gelen incelikler onun aklına gelmez. Sevmek mi sevilmek mi derseniz?  İnsan sevildiğinden emin olamaz ama sevdiğinden emin olur. Emin olmak önemli sevmek çok kutsal kabul ediyorum. Kadın milletiyiz sevildiğimizi hissetmek isteriz. Bizi o sevgi ayakta tutar. Ona tutunuruz zor zamanlarda. Çabalasın isteriz. Çok şey istemeyiz. Bazen sıcak bir tebessüm, bazen en ihtiyaç duyduğun zaman yanında olması, bazen güzel içten bir söz.. Budur gönülün yardan istedigi. Seni seviyorum dedim..Sende anlamadın beni ..Söylemeye alışkın olmayan dilimle AŞK dedim sana..duymadın duymak istemedin. Yinede sevmek güzel seni uzaktan olsada..hiç bir şeyim yok şimdi. kendimi anlatacak harflerim, hepsi senin. seni düşünerek değil de seninle düşünmek güzel şey


seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey

seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum


( Nazım HİKMET )

24 Eylül 2011 Cumartesi

Cingane degiliz, rumanız biz ruman!

 Dünyanın çeşitli yerlerinde vatansız topraksız bazende göçebe yaşadılar. Yeri geldi  horlandılar yeri geldi dışlandılar. Ama buna inat hep eğlenmekten, eğlendirmekten vazgeçmediler. Böyleydi işte romanlar. Kökenleri Hint-Avrupaya  dayananıp, Bölgelere göre Çingene, Elekçi ve Sepetçi diye adlandırıldılar. Çingene denilmesinden  pek hoşlanmadılar. Hatta bunu aşağılama olarak gördüler. Bizde laf arasında bazı durumlarda ''çingenelik yapma'' demezmiydik . Bugün kanallar arasında zaping yaparken. Trt belgesel kanalında romanlarla ilgili belgesel çok dikkatimi çekti. Belgesel izlemeyi severim ama insana dair belgeselleri daha çok severim. Çocuk her yerde çocuk.. Aynı masumluk aynı bakış. Hangimize ailemizi seçme hakkı tanıdılar ki. Kazanmadığımız, emek vermedigimiz birşeylerden övünç duyarken bazılarını neden dışlarız ki. Neydi dışlanan kendilerine özgü yaşam biçimlerimi, dünya görüşlerimi.

Çocukken korkutmadılar mı '' Bak yaramazlık yapma çingeneler kaçırır seni '' diye. Hatırlıyorum da ilkokula gidiyorum babamla birlikte romanların oturduğu mahalleden geçmiştikte, babamın eline yapışmıştım korkudan . Düşünüyorum da neden. Filmlerde bile nerde çocuk dilendiren kaçıran var hepside çingene mi olur be kardeşim çocuksun izliyorsun etkileniyorsun. Sonra lisede, sınıfımızda roman bir arkadaşımız vardı. Çok hareketli güleryüzlüydü bir buçuk sene geldide sonradan devam etmedi. Neden bıraktı  bilmiyorum ama kimin nereli olduğunu bilmezken,  hepimiz onun roman olduğunu biliyorduk. Gelelim belgeselimize, girmişler romanların mahallesine gözlemlemişler, sohbet etmişler çocuklarla. Hepsinin tek arzusu sadece okumak. Kızlar hemşire erkeklerin çoğuda polis olmak istiyor. Bu meslek seçimlerini tesadüfi olduğunu düşünmeyin. Hastalığın ve polislik olayların çok olduğu bu yerde en üst model meslek gruplarıda bunlar gözüküyor onların gözünde. Ama  çoğu maddiyatsızlıktan ya da anne babalarının çalışmasından dolayı okuyamıyordu.

Çünkü annesi babası kagıt toplama gittiginde kardeşine o bakıyor. Çocukken abla, biraz büyüdügünde ise çocuk yaşta anne oluyordu. Fakirligin olduğu yerde malesef çocuk sayısıda fazlalaşıyor. Tam tersi  durum olması gerekirken. Ucuda hep o günahsız çocuklara dokunuyor. Böylece yaşıtlarına göre hayata hep geriden başlıyorsun.  Aradan sıyrılanlar var mı ? var tabi. Onlarda okuyup bir yere gelince zaten kimligini saklıyor. Belki de Tavrımızdan ötürü saklamak zorunda kalıyor . Roman halkı, mesleki anlamda genellikle satıcılık , hurdacılık, kağıt toplama, çiçek satışı vb. gibi işlerle uğraşırlar az çok biliyoruz. Çogunluğu küçük yaşta müzikle ilgilenir en az bir çalgıyı bilir çalar. Dogal bir yetekleri vardır aslında. Nasıl zenciler spor dallarında başarılı ise romanlarda müzik konusunda o kadar başarılıdır. Herşeyin  olumsuz taraflarını görüp hatırlarız.  Bu sefer tersini yapalım. Müziklerini, koşullar kötü olsada gülmeyi eksik etmeyen, inadına hep göbek atmaya hazır olan , Gırgıriye filmlerinde ki renkli romanlar için, ''İllede roman olsun, ister çamurdan olsun. O da allah kuludur her kim olursa olsun.'' diyorum. Birde izlemeyenler için Emir kusturica' nın 1988'de çektigi hatta Cannes Film Festivalinde ödül aldığı çingeneler zamanı' nı filmini izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum..

21 Eylül 2011 Çarşamba

EYLÜLDE AŞK, EYLÜLDE ACI, EYLÜLDE YALNIZLIK ZORDUR..

Eylül ; sonbaharın habercisi Yazın bitişidir. Sonbaharı pek sevmem ben . İlkbahar gibi degildir o. Herşeyi sarartır soldurur. Bitişleri anımsattırır. Güzelim Yeşili bile sarartır. Sevgilileri ayırtır. Kumsalları boşalır, sakinleştirir, ortamı yanlızlaştırır. Hüzün bile bu ayda doğmuştur sanki. Eylül ayı, dokuzuncu ay olup otuz çeker. Farklı dillerde farklı anlamlara gelir. Arapçada üzüm, Hristiyanlarda ise istavrit veya haç ayı anlamına karşılık gelir.

Ahmet altan'nın dediği gibi:  Beni bu eylül öldürecek bitenin, başlayana dokunduğu yerdir eylül... onun için yanık yanık tütsü kokar, onun için değdiği yeri kanatır.eylülde aşk, eylülde acı eylülde yalnızlık zordur, eylülde her şey zordur, ben eylülü onun için severim. Bu yıl bize pek hızlı geldin be eylülüm? önce uzun yollar ardına yolladık sevdigimizi, sonra da gözyaşlarımız sele kapıldı aldın çınarlarımızdan birini. Zaten yeterince içinde kötü hatırlanan yerin tarihin  varken .Daha unutamamışken   6-7, 11-12 eylülleri. Yeni bir karartı ya ihtiyaç mı vardı?
Her güzel şey kalbimde bir yara açarak gider." böyle demiş mehmet rauf, eylül isimli romanında.Gördügüm en güzel eylül küçücük bir kız çocuğuydu gözleri parlayan. Hadi seni bekliyor kuruyarak yere düşmeyi bekleyen sarı yapraklar.. Tamam zor işin yazdan çıkartıp kışa hazırlamak bizi. Bir eylül aksaminda kaybettim ben seni. bir eylül sabahinda bulur muyum ki?

18 Eylül 2011 Pazar

HER AYRILIK ZAMANSIZDIR...

   Kaybetmenin zamanı olmazmış. Her kayıp zamansızmış. Kimleri kaybettik kimleri... Bizleri anılarıyla başbaşa bırakıp gittiler. Hiç kaybedeceğimiz fikri aklımıza gelmeden düşünmeden yaşadık , Çok çabuk tükettik herşeyi. Yeri geldi  erteledik bazı şeyleri. Sonralara attık birçok şeyi, sanki bir saniye sonra ne olacağımız  belliymiş gibi. Oysa neler neler yaşayabilirdik. Sevgi konusunda daha cömert olabilirdik. ''seni seviyorum''  derken zorlanmazdık. Ona, bunu hissettirmektirmek için elimizden geleni yapardık. Sonrasında Keşkeler ardına sığınmadan... 

  Ölüm; bir bilinmezligin, gizli terkedişlerin sonsuz bir  yolculuğudur. Epiküros' un deyişiyle ''Ölüm gelecek diye acı çekmek en büyük aptallıktır. Ölüm varken biz yokuz. Biz varken ölüm yoktur. Onunla hiç zaman karşılaşmayacağız.''  Buna dayanarak aslında ölüm kavramı ölenle degilde, arkasındaki kişilere ait bir kavram olduğunu düşünüyorum. Kimi annesini kimi sevdigini kimi dostunu kaybeder. Yaş kaç olursa olsun ölüm acıdır. Yaşlı olması ona dair üzüntünün oluşmamasını engellemez. İnsanların yaşı kaçtı diyerek sorduktan sonra '' aa yaşı varmış'' diyerek normal karşılaması, es geçmesi tuhafıma gitmiştir her zaman. Çünkü sevdiklerin yaşı ne olursa olsun onları kaybetmek acı verir. Onlar yaşlandıkça sevgimiz azalmıyor ki üzüntümüzde azalsın. Sadece bazı şeyleri gördü geçirdi yaşadı diye avutursun kendini. Gidenin ardından gidemezsin. Gittigi zamanda hoşcakal güle güle de diyemezsin. Acı tatlı hatıralarla yaşamını idame ettirirsin. O artık huzura varmıştır. Ne sevdası ne acısı ne hırsı kalmıştır. Ne varsa ona dair herşeyi  geride  kalanlara bırakmıştır.

Ölümler öyle bir şeydir ki; İnsana bazı duyguları hatırlatmada da yardımcı olur aslında. Herşeyin gelip geçici olduğunu, gereksiz takıntılara boşu boşuna girdigini. Kavganın gürültünün kimseye bir faydasının olmadığı. Sevdiklerinle daha çok bir yürek olma istegi ile yüzyüze bıraktırıyor. Ama insanız zamanla bunları yine unutuyoruz malesef. Ölümü hatırlamak belki de yaşamı anlamanın en büyük adımıdır. Hastalık nedeniyle çoğu şeyi unutan ama hiçbir zaman dua etmeyi unutmayan bir anaanneyi kaybettik cuma gecesi. Yürekten sevgisini cömertce dile getiren. Elindekini avucundakini düşünmeden paylaşan. Kiminin Şeker'i , kiminin  Mavişi 'ni sonsuz ebediyete ugurladık. Hep sizde bişey olmasın derdin. çocuklarım yorulmasın,  uzak sizin eviniz derdin. Ölümünde bile çocuklarını düşündün. Hissettin bizde olucağını diye düşünüyorum. Daha bize geleli bir gün olmuştu. Annemin sana aldığı eşofmanları bile giyememiştin. Çok mutlu olmuştun. En çok Yeşilini beğenmiştin. .Birgün sonra o sevdigin yeşil rengini örtü olarak  tabutunun üstüne serdik. Bebek gibiydin yıkadık öptük seni. İnsanın yanında sevdiklerinin olması ne büyük lütufmuş bunu daha iyi anladım. Biz ardından daha çok kenetlendik sevdiklerimizle. Senin beş degil altı kızın varmış. Yengem hayattaykende yolcularken de hep yanında oldu. Sende yanımızda hissettin gördün gibi. Ta ki defnedip giderken seni, öksüz gibi arkamızda bırakıp gittik gibi hissettim. Öbür tarafa yolculuğu çok rahat geçir istedim.  Sevdiklerin uğurlarken yine Sevdiklerin karşılasın istedim. Seni erken bırakıp göçen baban olsun, yirmi yıldır göremedigin eşin , yanımızdan çok erken ayrılan torunun, hep yarım bırakıp gidenler hep sevdiklerin olsun çevrende istedim. Biraz da onlarla hasret gider istedim. Bedenen olmasada her zaman yanımızda olduğunu biliyoruz. Dualarını eksik etme yine bizden. Seni seviyoruz..   17.09.2011

16 Eylül 2011 Cuma

KÜLTÜRLERİN ORTAK DİLİ, TÜRKÜ KARDEŞLİĞİ

Çarşamba günü kardeş türküler konserindeydim. Harbiye açık hava tiyatrosu hınca hınç doluydu. Biten bilete karşın, son umutla bilet arayan insanlar ve onun yanında heyecanla konseri bekleyen insan toplulukları. Harbiyenin ayrı bir tarihi dokusu ayrı bir havası vardır. Böyle mekanda kardeşligin ön plana çıktığı, İnsan olmanın yeterli olduğu, bütün kültürlerin ezgilerinin , türkülerinin tek bir ağızdan yürekten söylendiği  bir mekandan bahsediyorum.

Bir baktım karadenizin hırçın dalgalarındaydık, bir baktım balkanların rumelilerin havasındayız. Sonrası memleketimin bütün ezgileri sırayla aktı götürdü bizi oralara. Sadece memleketi mizin mi ?  Hayır. Müzik her zaman evrenseldir. sadece diller farklıdır, duygular hep aynıdır. Muhakkak bir yerde kesişir bişeyler. Ayrıcal bogaziçi halk oyunları dans topluluğuda ayrı görsel bir hava kattı konsere. Arto tunçboyacıyan'ın müzigi, çocuk korosuyla yaptıgı düet, buram buram kardeşlik kokan konuşması. Aklımda kalan bir kaç söylemini de yazmadan geçmek istemem  ''hepimizin anavatanı anne rahmi degil mi ? Eger bugün bir çocuk doğduysa hala umut vardır. Umudunuzu kaybetmeyin.''.  Ara Dinkjian ,Aynur doğanı, Sezen aksunun da konuk sanatçı olarak katıldığı konserde. Özellikle sezen aksu, dünya gözüyle canlı performansını görmek istedigim sanatçılardan birisiydi buda bu konserde nasip oldu. Ayrıca konseri daha renkli daha güzel kıldı.  Aynur doğan' ın hastalanıp katılamaması. Haftalar önce pet şişe atılan konserine inat kendisine alkışlar ıslıklar destek gönderilen bir konserdi burası. Kültürlerin en güzel yansıması sanat degil mi. Bari bununla hayatımıza o renkleri katalım.

İNSAN OLMAK YETMEZ, YETMİYOR BAZEN SÜPERMEN SÜPERMEN OLMAK LAZIM BAZEN..

Saf olmanın aptal olmayla eş tutulduğu bu devirde.  İyi olmanın son kullanma tarihide geçmiş ey insanoğlu.  Kimseye çok kıymet vermeyin ailenizden ve bir kaç ekstra insandan başka. Siz kıymet verdikçe,  insanlar karşısında kıymetsizleşiyorsunuz. Bakıyorumda  gözlemlediklerime dayanaraktan söylüyorum, nerde fedakar iyi bir insan var çoğuda mutsuz.  Nerde yalan dolan, yalaka bir insan var hep mi kıymet görür hep mi iyi yerlere gelir.

Şaşırtıyor bu durumlar beni. Ters denklem durumları. Artık bunun karşısında bişeyler beklememeyi ögreniyor insan. İyilik yap denize at durumuna giriyorsun. Çünkü sen ne kadar iyi ve özenli davranıyorsan davran, karşılığını göremiyorsun. Karşılık bekleyerek mi yapıyorsun diye düşünebilirsiniz. Ama bazı şeyler gerçekten karşılıklı oluyor. Ben karşılığın sadece manevi kısmıyla ilgilendim. Gösterdigin inceligi onlardan da bekliyorsun görmeyince üzülüyorsun. Bununla en çok okul ve iş hayatında  karşılaşıyorsun. Yanında gayet iyi güleryüzlü fazlaca arkadaş canlısı gözüküp, ardından başka şeyler söyleyebiliyorlar. Sonra hayatında hep onun sorunları var gibi anlatıp dururlar da yardım etmeye çalışırsın. Konuşursun sıkıntısına ortak olursun. Birgünde senin neyin var diye sormaz. Ortak olmaz hayatına. Zamanla sıkıcı hale gelir. O anlatıp rahatlarken. O olumsuz enerjisini senin üstüne yüklerken. Gerilirsin... sonra arkadaşlığının analizini çıkarırsın bu mu dersin. Yanında olup seni duymayan. Kendini anlatıp çekip giden. Zamanla kopuşa giden bir yol. Kuru kalabalığın kimseye faydası yoktur. Az olsun öz olsun ama sizide görsün sorsun. Dostluk arkadaşlık  her türlü paylaşımdır. Tek taraflı birşey varsa zaten adıda bu degildir olmamalıdır. Bunu aslında arkadaşlıkla  sınırlandırmamak gerekir.  Sevgili içinde aile içinde olması gereken budur. Mevlananında dediği gibi;


Dost matematiksel olmalı;
Sevinci çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı...

10 Eylül 2011 Cumartesi

AŞKIN TUHAF HALLERİ

İki sene önce '' Shi Gan '' adlı bir uzakdoğu filmi izlemiştim. ben aslında uzakdoğu filmlerini pek nadir beğenirim. Ama bunun Konusu çok ilginçti. Abartılı hatta şizofren bir aşk öyküsü vardı ortada. Sevgilisini çok seven bir kadının, iki senelik bir ilişki üzerine sevgilisinin kendinden sıkıldığını düşünerek gidip yüzünü tamamen değiştirmesi ile başlıyor olaylar. Yeni yüzüyle yeni bir kız olarak aylar sonra sevgilisinin karşısına çıkar. sevgilisi bu kıza aşık olur. ama öbür yandan da eski sevgilisini özler.

Kız, söyler kendisinin aslında o eski kız arkadaşı olduğunu, yüzüne ameliyat yaptırdığını falan. Oğlan şaşırır, anlam veremez. O da ortalıktan kaybolur. Beş ay sonra yeni yüzümle karşında olacağım.''diye not bırakır kıza ve kaybolur. Oğlan da yüz ameliyatı olur. Beş ay sonra kız karşısına çıkan her erkeğe acaba o mu diye yaklaşır. o olduğunu sanarak bazılarıyla yatar boşu boşuna pişmanlık duyar.Sonra bir gün gerçekten onu gördüğünü sanır. peşinden koşar. oğlan kaçar. kız arkasından bağırır:' gitme, gel, seni çok seviyorum' diye ağlar bir yandan. kız onun peşinde koşarken tak, oğlana araba çarpar. yüzü kan revan içinde kalır. Ölür..Kız ondan sonra psikopata bağlar. yeniden hastanenin yolunu tutar. Estetik cerrah tamamen yüzünü değiştirmeyi teklif eder. kız kabul eder. film biter. Bu filmde bana tuhaf gelen şey, İnsan beraber olduğu kişiyi sesinden, kokusundan nasıl tanımaz. Garip abartılı bir aşk filmi işte..

Gelellim benim aşkın tuhaf hallerime, Dün gece msn' de yaşadığımız muhabbeti kısaca anlatayım. Fotograf gösterip bak bu benim  bahsettigim kız arkadaşım sen hiç görmemiştin derim. Onda ki yanıt çirkinmiş olur. Çok güzel dese kıskanırım bilirim. Kime güzel dese kıskanırım oda ayrı. Sonra ben bundan yola çıkarak, ya ben ya ben diyerek kendime pay biçmeye kalktımda. Sen güzelsin diyecek umuduyla sordum da. Sormaz  olaydım. İyi, fena degilsin işte..Önceden güzelsin demişti halbuki . Ben tıkanır kalırım o anda nasıl yani. İnsan sevdigini her zaman güzel görmez mi. Gönül gözüyle olsa bile. Ozanın biri hep karısı için türküler  söyler, şiirler yazarmış. Güzelligini  sevgisini anlata anlata bitiremezmiş. Ondaki bu hayranlık karşısında millette merak edermiş. '' Ya nasıl güzel biri ki bu, güzelligini hiç bir şeye sığdıramıyor. '' Sonra gitmişler görmüşler ki hiç güzel bir kadın değil hatta çirkin bile diyebiliriz cinsten. Şaşırmışlar varmışlar ozana bu mu eşin, yerlere göklere sığdıramadığın. Dilinden düşürmediğin, güzel dediğin. Ozan da demiş ki ''siz bide benim gözümle görseniz. O zaman görürsünüz  onda ki güzelligi .''  İnsan sevdigini olduğundan daha fazla güzel görür. İşin içine gönül gözü girer. Ben ilk tanıştığım zaman ki fiziksel bakış açımla, şimdi ki bakış açımın çok farklı olduğunu görüyorum. Aynı adam degişmedi. Degişen tek şey bendeki bakış açısıydı. Belki bazılarına göre çirkin ,yakışıklı ya da normal bir görünüşe sahip olabilir. Ama bana göre dünyanın yakışıklısı olmasa da, yakışıklı gelir her zaman. Sorarım sonra peki kimi güzel buluyorsun. Neymiş Adriana Lima, Jennifer Anistonmuş.Tamam güzeller kabul ediyorum da. Onlara çok güzel derken, bana iyi işte fena değilsin demesi kıskandırıcı :(   Benim sevgili böyle işte vicdanlı, iyi  hoş biri severimde  çok ama biraz hödük. Sonra ama banada güzel şeyler söyle dediğim de tamam da der. :)  Beni uyuz etmek için  mi söylüyor yoksa gerçekmi söylüyor anlamadım işte.. 

8 Eylül 2011 Perşembe

özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin..

Özlem, dile kolay bedene ağır kelimeler bunlar. İnsan zamanla alışır mı? Görmeden iki kelam sohbet etmeden. Öpmeden ,sevmeden geçirilen bir dolu boş zaman. Ben böyle yaş ilerledikçe aglak bir tip oldum. Anlamsız yerlerde göz yaşı döker oldum. Hele bu iki sene yılların acısını çıkarır şekilde fazlaca ağladım.

Eskiden daha mı güçlüydüm. Hatırlamıyorum öyle  hemen agladığımı, Baktım ki duygusala bağlıyacam, gardımı alır soğuk kanlı gözükmeye çalışırdım. Neden böyle yapardım bunuda bilemezdim. Dışarıdan bakılınca ne kadar soğuk ne kadar duygusuz derlerdi de. Bilemezlerdi ki ben sadece içime akıtırdım gözyaşlarımı. Bu ilk degil. İlk bende yaşamıyorum yaşamıcamda. Daha ayrılalı bir gün bile olmamışken. Şimdiden çok hasret almışken nasıl geçicek bu zaman şimdiden bilemiyorum. Her şeyi yaşayarak sabrederek görücez. Biz insanlar degilmiyiz ölümlere bile alışan. Allah korusun tabi. Sadece o iyi olsun, sağlıklı olsun, iyi insanlarla karşılaşsın. İyi olduğunu bileyim yeter diyorum. Bunlarla avunuyorum. Sevgide bu galiba. Allah kimseyi sevdiklerinden ayırmasın uzak diyarlarda hasret yaşatmasın..

4 Eylül 2011 Pazar

HELAL OLSUN ARDA TURAN' A

Arda Turan , küçük yaşlarda başladığı futbol hayatına 12 yıl galatasaray' da devam etmiş. Hatta Galatasaray tarihinin en genç kaptanlarından da biri olmuştur. Şu an 4 yıl sözleşme imzaladığı Atletico Madrid' de futbol hayatına devam ettiren arda. Hala milli futbolcumuzudur. Geçen gün yapılan '' Türkiye - Kazakistan ''milli maç sırasında. attığı gol ve maç sonrası verdiği demeçte '' “Biz içeride de bunu konuştuk. Golü Türkiye Cumhuriyeti’ndeki bütün halkların şehit olan evlatlarına armağan ediyorum. Bütün Türk evlatlarına armağan ediyorum. Ülkemde böyle şeylerin olmasını istemiyorum bütün Türkiye vatandaşları gibi.”  söylemesi kamuoyunda gündem yaratmıştır.  Özel hayatı kadar olmasakta, biz kendisini lösev ,böbrek vakfı gibi kurumlara, maddi manevi destek verdigini, sık sık haberlerde görüyorduk izliyorduk . Futbolcu bir kimlikten böyle bir açıklama,  ben dahil bir çok kimsede şaşkınlık yarattığını az çok tahmin edebiliyorum. Şimdiye kadar hangi futbolcu böyle barış adına bir açıklama yaptı ki . Hangisi gündem konularından birine degindi ki. Biz onların aşklarından , pahalı arabalarından söz ettik, magazin basınından tanıdık, bildik. Bu konuda arda turan her türlü fark attı ve futbolcu duruşunun yanında farklı bir yanınıda gösterdi. Bu duruşun digerleri arasında da örnek alması umuduyla. Radikal gazetesine verdigi açıklamada turan , “İnsanlar ölmesin istiyorum. Her gün ölüm haberleri geliyor. Türkiye Cumhuriyeti askeri üniformasıyla ölenler olduğu kadar kandırılıp dağa çıkan ve orada ölen gençler var. Ne uğruna ölüyorlar? Bilmiyoruz. Ancak hiçbir gerekçe bir insanın ölmesi için yeterli değil. Bunca zaman bir arada bu topraklarda hep beraber yaşadık. Ve barış içerisinde yaşadık. Bütün bu ölümlerde ocaklar yanıyor. Ben kimsenin ocağı yanmasın, kimse ölmesin istiyorum. Söylemek istediğim bu.” diyerek açıklama yapıyor. Ve
İspanya’ya transfer olmanın verdiği rahatlıkla bu çıkışı yapıp yapmadığı sorusunaysa Turan’ın yanıtı şöyle veriyor  “Bu türden açıklamalarımın oraya gitmemle hiç alakası yok. Ben burada da aynı şeyleri dillendirdim. Galatasaray’daki Avustralyalı eski takım arkadaşım Harry Kewell’la ‘Anzak Günü’ için bir araya geldiğimde de bu söylediklerimi tekrarlamıştım.” Diyerek herkesin söylemek istedigini, yürekten söyledigimiz düşüncelerimizi resmen dile getiriyor.  Şu günlerde terörün baya gündemde olduğu , hergün şehit haberlerinin yapıldığı, bugünlerde ne kadar da ihtiyacımız vardı bunu duymaya. Arda turan gibi bir çok ünlü sima ve sanatçılar , aydınlar destek verseler.   İçinde olsalar bu tür söylemlerin, hareketlerin ne güzel olur, neye gerek var ne işe yarar demeyin. Bunlarda manevi destektir . İnsanların güzel duygularda buluşması moral olur olumlu tepkilere dönüşmesinde destek olur. Bu yetmez tabi. Mesajdan ziyade ilerlemek lazım. Barış çağrılarından ziyade terörün bittigi, gençlerin ölüm haberinin olmadığı , annelerin feryat etmediği, haber bültenleri izlemek istiyoruz artık. Daha kaç gün oldu ki barış gününde bile kadıköyde olanları unutmadık. Barış günüydü ya savaş yeri degil di. Muhabirin ordaki bir simitcinin, arabasının camlarının kırıldığını  fark edip röportaj yapması, adamın yüz ifadesinde ki şaşkınlık ve üzüntüsünü görmeniz lazımdı. O gün miting var diye daha çok satış yapacağını düşünerek gelmiş. Simit arabasının kırılması için degil..Kısaca herkese zararı bir şekilde dokunuyor. terör olaylarının. Sadece birgün mü barış günü hergün olsun ama gerçek anlamında olsun. Ben kendimi bildim bileli terör var. Benden sonraki nesillerin, çocuklarımız görmesini istemiyorum artık. Artık bu tür haberler can acıtıyor. İnsan hayatı kadar önemli birşey mi var. Yaşamın kıymetini bilelim. Böyle şeylere mahal vermeyelim.
yasamak
sadece yasamak
sessizce yasamak
insanca yasamak
inadina inadina yasamak
( altan erkekli )

2 Eylül 2011 Cuma

BU GÜN BAYRAM ERKEN KALKIN ÇOCUKLAR..


Bayramlar,herkesi birbirine yakınlaştıran.İnsanların bir araya gelmesine vesile olan özel günlerdir..Şimdi insanlar,bayramları ne kadar tatil,şehirden kaçış olarak görsede.Büyükleri ziyaret etmek beraber aynı sofrada oturmanın yerini almaz malesef. Onu tadı başkadır.Ben küçükken diye herkes kendince eski bayramlarını anlatır.Bende anlatmadan geçemicem.Biz neneler ,dedeler istanbulda yaşamadığı için büyük teyzede bütün teyzeler,kuzenler toplaşırdık.Büyük sofralar kurulur,yemekler yenilirdi.Sofrada,içindeki yemekler kadar daha özenli daha güzel hazırlanırdı.Baklavalar yapılırdı tepsi tepsi hemde ev yapımı.Bayram öncesi elbiseler alınır hatta bayram öncesinde evde,ayakkabılarımı çıkarmadan gezdigimi bilirdim.Kesinlikle yanlış anlaşılma olmasın dısarıda giyinilmezdi kirlenmesin diye.Bayram günü temiz temiz arkadaşlarına göstere göstere giyilirdi hepsi.Hatta bir bayram kıyafet alınmamıştıda ayağımı dısarıya atmamıştım.Çocukluk işte.Arkadaşlara mahçup olma durumu.Şimdi kıyafet her zaman alabilecegin bir şey olduğundan.Kıymetide kalmadı. Ya da büyüdük mü ondan mı  insana öyle geliyor anlayamıyorum. Giydik mi kıyafetlerimizi erkenden. Kahvaltımızı yapıp gözümüzü sokağa dikeriz hemen. Arkadaşlar çıksada bizde hemen atsak kendimizi  diye.

Anne babanın elleri öpülür bu arada harçlıklar alınır.Sonra yakın komşulara gidilir. Şekerler, lokumlar yenilir.Hatta samimiyete göre bazıları harçlık verip bizi çok çok mutlu ederlerdi ve yıllar sonra bile unutmazsın aklına gelir hemen.Sonra arkadaşlarla en çok kim şeker topladı diye  yarışa gireriz. Biz küçük samimi bir mahallede büyüdügümüzden.Herkes birbirini tanır güvenirdi. Şimdi aileler nasıl yollar çocuğunu şeker toplamaya.Hangi kapıdan ne  tür insan çıkar belli degil.En son yine şeker bayramında  o güzel çocukların başına gelenlerden sonra hele.Allah göstermesin bir daha o masumları kötülüklerden korusun. Bayramın ilk günü sabah işten eve gelirken, anne baba ve çocuklarınıda alıp ziyaret trafigine başladıklarını görünce, içim bir tuhaf oldu.Güzel bir tablo tamam da  bize gelen olucakmıydı acaba. İçim burkuldu.Sonra gittim yattım.Yarı uykuluyken teyzemlerin ve kuzenlerimin bize geleceğini duydum annemin telefon konuşmalardan.Allah sesimi duydu galiba içlendiğimi sezinledi dedim.Hep beraber toplaştık yedik içtik sohbet ettik.Sonra akşamına arkadaşımla buluştum daha da güzelleşti günüm.Bir yanım ablamında yanımda olmasını istedi.Gurbetlik zor mesafeler uzun.Gönülden uzak olmayalım yeter ki. Allah kimseyi sevdiklerinden ayırmasın.Bayramlarımız sevdiklerimizle anlamlaşsın.Herkese şeker tadında bayramlar diliyorum..Fonda ki şarkı benden olsun.Bu gün bayram erken kalkın çocuklar ''Barış Manço''


Adınız :

Her Yerde Aşk (Manuale d'Amore 3 )

Romantik komedi filmi severlere müjde.Her yerde aşk filmi,19 ağustosta gösterime girerken,film şimdiden gişede izlenme hasılatı kırmayı hedefliyor.Yönetmenligini.Gionanni Verones ve Monica Bellucci'nin paylaştığı filmin, senaristliginide yönetmenliğinin yanında senaristligide el atan Gionanni Verenes'i .ugo chiti ve Andea agnelloyu görüyoruz.



Filmin konusuna gelirsek; Fabio 2o yıldır karısına sadık bir adamken, bir gece partide tanışdığı genç ve güzel Eliana, ünlü televizyoncuyu baştan çıkartır.İş için uzak bir sahil kasabasına gelan avukat, Roberto yakışıklı, genç ve hırslı bir avukattır.Sevgilisi sara ile evlilik hazırlıkları yaptığı sırada, iş için geldigi, sahil kentinde Tuscand'li Micol ile tanışınca hayatı planlanmış akışı alt-üst olur.Adrian ise karısından boşandıktan sonra roma'ya yerleşen amerikalı bir sanat tarihi profösörüdür.Fakat en iyi arkadaşı Agusto'nun kızı viola'ya aşık olması,kurmaya çalıştığı huzuru alt üst edecektir.Aşk dolu bu filmi kaçırmamanız tavsiyesiyle iyi seyirler..

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Aslında Her İnsan yalnız..

Mutsuzluk bu kadar mı dibine kadar vurur.Kendini bu kadar mı kötü hissedersin.Saat gecenin nerdese üçü.Sebep koca bir hiç.Bu hiçler aslında bişey olmadığı anlamına gelmesin.Aslında olmasını istediğim ama olmayanların toplam karşılığı.Tamam herseyin hayırlısı ,herseyin başı sağlık ama olmuyor malesef.Herşey yerine göre önemli ama varlığı olan şeyin yokluğu aklımıza gelmiyor malesef.Her zaman şükrediyorum her şeye.Bana sunulan herseye.Dısarıdan bakınca hep gülenyüz ben,hayata hep polyanna bakan ben.Bu benler bitmez...Beni bide benden öte görseniz.İçimdeki fırtınayı yaşasanız.Hep sizin sıkıntınız var,hep siz gerginsiniz demi.Çoğu kişiye göre kıyasla çok çok iyiyim biliyorum.Ama neticede insanız ne kadar da olsa hep yanlızız.Bugün ayrı bir ruh halim var.Bogazım dügümlenmiş, çocuk gibi her an akmaya hazır gözyaşlarımı, tutuyorum.Tutmaya çalışıyorum kendimle mücadele ediyorum resmen.Hep de olmaması gereken yerde ve zamanda olur ya.Hormonlarım bile bana karşı farklı işliyor.Konuşmak istedigim insanların ya işi oluyor yada yanımda olamıyor.Sen ince davranırsın sıkıntılı oldugu zamanı hissedince konusursun ama aynı inceligi karşı taraftan bulamassın.Bazıları sadece kendini anlatır sanki hep onların sorunu var,hep onlar kötü fırsat vermezler,sormazlar bütün stresini sana yüklerler.Onlar rahatlayıp enerjisini boşaltırken seni sormazken giderler.Bu konuda şanslıyım ki beni dinleyen anlayan bir dostum birde ablam var.Bu sıkıcı günü geceyi daha sıkıcı cümlelerle doldurmak istemiyorum.Gereksiz insanları hayatınızdan çıkarın.Bana bu saatten sonra güzel bir film paklar anca.Sıkıntısız günlere...

9 Ağustos 2011 Salı

Geziden Notlar ;Cambridge (İngiltere )

Her zaman farklı yerler yeni kültürler tanımak iyidir.İnsan kendi yaşamıyla,ülkesiyle direk kıyaslamaya giriyor.Halbuki herşeyi kendi içinde kıyaslamak lazım zira şartlar eşitsizleşiyor bu durum karşısında.Doğa aşığı ben,eğer etrafta deniz ve sağlam bir doğa varsa benim için vazgeçilmez bir yere dönüşebiliyor anında.Tarih temmuz 14 hayatımda ilk'leri yaşıyorum ilk kez uçağa binicem ,ilk kez farklı bir ülke görücem ve bunun üstüne,uzun zamandır göremediğim sevdiklerimle buluşacağım.Bunları harmanlayın ve içimdeki tarif edilmez heyecanı hissedin.Neyse uçak deneyimim kazasız belasız ve korkmadan süpermiş moduyla gözümü camdan alamadan,bulutların üstünden rüya gibi gelip geçti.Ve işe rutin giriş evrak işlemlerini yapmakla başladık.Acemilik her yerde kötü ama dil bilmeyip de kendini ifade edememek çok daha kötüymüş.Yardımlar alınır,sorular cevaplanır,bavul takip edilir of aman hadi dersin.Bavul bulunmuştur küçük bir öneride benden olsun,Bavula ekstra üstüne bişey takmak ,kolay bulmak anlamında iyibir şey oluyor,Aynı renk ve ebatta bir çok bavul oldugunu düşünürsek pratik birşey.Neyse heyecanla çıkarsın sevdiklerini görürüsün ,o anın şaşkınlıkla heyecanla duygusala bağlarsın durumu.Gerisi bildik insan manzarası.Ve masallar diyarı cambridge.

Gördügümde aklıma gelen tek şey film seti mi burası ,bu kadar güzel bir yerleşim  yeri ve evler,doğa yapay set ortamını aratmadı.Hele merkezde ki tarihi yapılar,şehrin merkezinden geçen nehir öyle bir ambiyans vermiş ki.Sanırsın tarih öncesine geri dönmüşsün.Burda dikkatimi en çok çeken sey insanların çok kibar ve güleryüzlü olmalarıydı.Biz teşekkür etmeyi,özür dilemeyi unutmuşken zorlanıyorken.Adamlar dillerine pelesenk etmişler.Hele yaşlı insanların özellikle 80-90 arasında ki yaş grubunun kendilerini zamana karşın bırakmamaları,Bakımlı giyinmeleri,kadınların hala makyaj yapması hala bakımlı olmaları ve özellikle el ele tutuşup kahve içmelere,gezmelere gitmesi ne kadar hoşuma gitti bilemessiniz.Kendi nenemi ve dedemi düşündüm ister istemez.Keşke dedim onlarda böyle yaşayabilselerdi.Bir şekilde herşeyin ucu maddiyata dayanıyor malesef.Bizimkiler çocuklarının gelecegini düşünüp kendilerinden kısarken, burda bu görev devlete düşüyor hatta aileye ekstra çocuk yardımı yapıyolar.Bizim ülkemizde vasıfsız elemanlar belli düzeyde bir maaş alırken.İngilterede diger işlerden hiç bir fark olmadan yaşayıp, tatilderde ispanyaya gidebiliyorken.Bizim ülkemizde ki ,anca kıtkanaat,yoksulluk standartlarında yaşıyıp yurtdısı geçelim yurtiçi tatili bile yapması imkansız neredeyse .Kısaca yaşam standartının belli düzeyde olması insan yaşamının kalitesini arttırır.Gelecek kaygısının fazla olmamasını da ekleyince, insanların mutlu  ve güleryüzlü olmasına, bununda yaşamına yansımasıda gayet normal.Umarım bizde milli gelirimizi kişisel olarak yükseleceği ferah dönemleri görürüz.İnsanlarımız daha kaliteli yaşarlar,daha da mutlu olurlar...

2 Ağustos 2011 Salı

ŞİRİNLER..

80'lerde çocuk olmak güzeldi.Biz sokaklarda top oynadık koşuşturduk.Şimdi ki çocuklar gibi pc başında ya da oyun salonlarında sanal oyunlarla geçmedi çocukluğumuz..Bizim çizgi filmlerimiz bile farklıydı.Gelmiş geçmiş en fenomen çizgi filmler bizim zamanımızdan çıkmıştır.Şöyle sayalım desek düşünmeden size on tane sayabilirim .Şirinler hele ayrı bir dünya ,Şirin baba,şirine,güçlü,şakacı,obur gibi bir sürü şirin vardı.Gargamelide es geçmemek lazım hele kedisi azman süperdi ya aklıma gelince bile tebessüm ediyorum.Asıl mevzuda şirinlerin,beyaz perdeye aktarılmasıdır. Resmen heyecanla izlemeyi bekliyorum.Türkiyede 5 agustos 2011'de gösterime giricek olan bu filmde oyuncu kadrosunda how ı met you mother'dan tanıdığımız Neil patrick harriste yer alıyor.Konusuda; Birbirleriyle ve insanlarla; özellikle kötü amaçları için onları yakalamaya kafayı takmış olan uğursuz büyücü Gargamel’le uğraşmak zorunda olan efsanevi küçük mavi yaratıkların beyazperde macerası büyük merakla bekleniyor. Filmde Kötü büyücü Gargamel, Şirinler’i köylerinden kovar ve Şirinler, büyülü bir kapıdan geçerek kendilerini bizim dünyamızda; New York Central Park’ın ortasında bulurlar. Üç elma yüksekliğinde olan Şirinler, Big Apple (Büyük Elma) olarak da bilinen New York'ta sıkışıp kalırlar. Şirinler’in, Gargamel onları bulmadan köylerine dönmenin bir yolunu bulmaları gerekmektedir.Evli çift Patrick ve Grace Winslow Şirinler'i korumaktadır ve Gargamel onları bulmadan onların köylerini bulmaları için ellerinden geleni yaparlar.Filmi şahsen ben merakla bekliyorum.Şirinlerin 3D animasyon olduğunuda düşünürsek baya bir eğleceli şirin olucağa benziyor.Herkese iyi seyirler .Filmin fragmanı merak edenler için;

 

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Eksik Bişey Mi Var ?

Ezginin günlüğü grubunu sevmişimdirde bu parçayı hep bir kayırırım.''Eksik bir şey mi var hayatımda,Gözlerim neden sık sık dalıyor,Eksik bir şey mi var hayatımda,Gökyüzü bazen ciğerime doluyor.Öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam,Atsan atılmaz, satsan satamam.Eksik bir şey mi var, anlayamam.Bak çayım sigaram, her şeyim tamam''.Herkesin eksikligini duyduğu birşey muhakkak vardır.Kiminin maddi kiminin manevi.Tatilden dönmüşüm sabahın köründe kalkmışım bazı sevdiklerimi arkamda bırakmışım.İzin bitmiş işe dönmüşüm üstüne bide pazartesi sendromunuda ekleyin.Düşünün benim halimi.Heyecanla başlayan tatil sonunda kendini hüzne bırakıyor.Keşke keşke diyorum vizeydi pasaporttu olmasa sevdiklerimizi görmek için belgelere,izinlere ihtiyaç duymasak.İnsanlar arasındaki sınırları kaldırsak.Hangi güç insanları arası özleme vize verebilir ki.Her yıl  haberlerde izlediğimiz o sahne.Suriyede oturan akrabalarla  buluşma,kavuşma anı,izlerizde içim gider bu kadar yakın olupta görememek.O hakkı nasıl kendilerinde bulabiliyolar anlayamıyorum.Diplomasinin insanları ayırması resmen bu .Kısada olsa sevdiklerinle buluşmak onlarla vakit geçirmek yeni bir ülkeyi keşfetmek güzeldi.Neyse şarkıya devam ''Kalksam duraktan dolmuş gibi,Arka koltukta unutulmuş gibi
Terliklerimle, gelsem sana,Sonunda aşkı bulmuş gibi.''

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Gezen mi Okuyan mı ?

Gezen mi bilir,okuyan mi  bilir? Konusuruz tartisiriz herkes kendine gore birinde tutturur..Bense O mu ? bu mu ? derken celiskiler icinde aslinda bir butun olduguna,birbirlerini daha da pekistirdigini ,guzellestirdigine inandim.Toplum olarak okuma oranimiz zaten dusuk.Okumayi sevmeyiz.Is gezmek kismina gelince,tarihi yapilari gorunce tas toprak olarak goruruz.Kiymet bilmeyiz,elimizden kayar giderde sahip cikmayiz.Bakiyorumda yurt disinda boyle tarihi yapilara nasil da kiymet veriiliyor.Bakanlarinda begenerek ilgiyle heyecanla bakmasi belki bizim basit buldugumuz seylere,Tuhaflik hissi yaratiyor resmen.Neyse konumuza geri donersek okuduk ettik,bilgi sahibi olduk.Guzel tabi de bu.Ezbere calisip girilen sinav gibi bisey oluyo bu.Bir yemegi gorebilirsin ama tatmadan lezzeti konusunda bilgi sahibi olmazsin.Bilirsin bide tadina bakarsin o zaman tadindan yenilmez daha guzel olur.Donelim eskilere okumaya kitaplari yoktu;Ama o hayat tecrubesi o zorluklar onlari birikimli hale getirdi.Simdi bize bakarsak biraz bilmek ,biraz gormek bunlari karma yapmak daha guzel daha kolay.Neticede teknoloji dunyasindayiz.Nimetlerinden yararlaniyoruz.Bir tikla herseye ulasiyoruz.Bide gezebilsek gorebilsek.Bu maddiyata bagli bir durum netice de.Kisaca okuyan, Gezen ve düşünen,sorgulayan bilir

14 Temmuz 2011 Perşembe

Ah Benim Sevdalı Başım

   Hayatımda aşk'a mantıkla yaklaşıp,olayın senaryosunu kafamda kurup,olayı finale baglayıp  nasıl olsa olmayacak deyip yaşamadan çizgi çekmişimdir.Ne büyük yanılgıdır bu aslında,şimdi daha iyi anlıyorum.Sonra neden diyorum...Neden duygularılarının özgürce koşmasına,yaşamasına izin vermedin.O sonu belli olmayan duygulara inat.İlla hersey mantıklı mı olmalı.Saçmala dibine vur bu saçmalığın hatta.Dene ne olacak ne kaybedeceksin !!! Neymiş dünya görüşün uyacak,kültürün yakın olucak,aileler aynı yapılarda olucak,bu olacaklar çoktu benim hayatımda.Ya bu adamla evlenemem nasılsa,yaşım küçük,daha ayaklarımın üstünde duramadım gibi çeşitli bahaneleri bulup, kendisini duygularına hapsetmiş bayan mantık işte burda karşınızda.Bunu da anca 29.yaşımda görebiliyorum.Benden çıkıp,genele bakınca bunun, bizim kültür yapımızda da oldugunu kolaylıkla görebiliriz. kız çocukları üstüne kurduğumuz baskılarda buna bir örnektir.Oğlunuz yapar övünürsünüz.Çapkındır benim oglum dersiniz.Hoş hale büründürürsünüz,kızınız yapar nasıl yani der.Tam tersi tepkimeyle karsılık verirsiniz.Sonra o kadar mantıklı yaşayan kız,aşık olmuştur.Eskisi gibi davranamaz.Duygusala baglar.Aşk'a gardını alan bu kız,bütün kalkanlarını yere indirmiş ve birde bakmış ki savunmasız kalmış aşk karşısında.

   Aşk tesadüfleri severi  boşuboşuna dememişler .Bende tesadüfi hatta nasıl olduğunu bile anlamadan bir ilşkinin içinde buldum kendimi.Resmen herşey kontrolümden çıkmıştı.Mutlu oldum yeri geldi mutsuz oldum her ilişkide ki gibi karmaşık duyguları yaşadım .Ama tek bir şeye emindim aşıktım.Onla birlikte çok şey ögrendim,olgunlaştım.fevri hareketlerimden vazgeçmeye çalıştım ,yeri geldi sineye çektim.Tek taraflı degildi tabi bunlar oda fazlaca yaptı fedakarlıklar,bazı çocuksu huylarıma,sayamıcagım bir çok şeye tehammül etti sabretti.O ve ben belkide ayrı dünyaydık,ortak noktamız belki de sadece aşktı.O olmasaydı kötü zamanları nasıl arkamızda bırakıp hala devam edebilirdik ki.Şimdi daha farklı bir gözle,aşkla bakıyorum.Bu yüzden daha yakışıklı daha yürekli,akıllı bir adam görüyorum karşımda .Hep istedigim bişeydi herşey hakkında  konuşabilecegim birinin olması.Yeri geliyor bütün gün spor,yeri geliyor siyaset konuşuyoruz.Hani gönül isterdi ki aşktan meşkten bahsedelim yook nerdee.Oranın adamı degil.

    Kadınız duymak isteriz.Seviyormusun diye? Bir kıpırdan ma var der.Şöyle gönlümce dolu dolu bir seni seviyorumu duyamam.Beni sevmese neden birlikte olsun ki.Öyle bir adamda degil bilirim.Bana kalan duymamanın verdigi gönül kırıklıgıdır.Sonra düşünürüm çok sevmiş birini yıllarca.Çok yıpranmış,eskiden çok eskiden yaşanmış,Şu an o duyguları beslemedigini de biliyorum.Acaba toteme mi bagladımı durumu yeminimi var anlamıyorum.Neyse isi kızım takma karsında bişeyler hissettigin bir adam var takilma boyle seylere diyorum.Olayi polyannaya baglıyorum.O kadar aileden biri gibi ki kızsanda sesini duyunca geçebiliyor.O şu anda çok üzgün mutsuz.Bunu en basitinden msn'de yazışırken bile anlayacak kıvama gelmişim.O üzülünce sende üzülebiliyosun.O mutlu olunca sende mutlu oluyosun. Ask boyle bisey galiba.Ben bugün olayi duygusala bagladım..Aşk'la kalın..Sevdiklerinizle yaşlanın..

11 Temmuz 2011 Pazartesi

ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR !!!

Türkiyenin kanayan yaralarından biri''Şiddet''..Gün geçmiyor ki 3.sayfa haberlerinde,kadına dair şiddet ve ölüm haberleri eksik olmasın.''Töre kurbanı,intihar edeni,tecavüze uğrayanı,eşi tarafından öldürüleni.''  vb gibi daha sayamadığız sebeplere dayanan haberlerle çokca karşılaşıyoruz.Aslında elimden geldiğince bakmamaya özen gösteririp,es geçerim.Ama bazen o göz kayar oraya, sonra için sızlar üzülürsün.Kimin aklına gelir ki o cinnetlere, korkunç  vahşetlere manşet olacağı.Bize göre ayşe ,emine ,canan belki beş dakika üzüldügümüz sonrasında hatırlamadığımız kurbanlar.Ya ölen ve onların aileleri düşünmek bile istemiyorum.İnsanı en temel hakkımız yaşamak değil mi ?

 
Gücü sadece bedelsel düşünüp, zihinleri güçsüz olan bu varlıklar.Bir sürü   bahane kisvesi   altında  yok kıskançlıkmış,yok ayrılacakmış, yok gurumuş ,namusmuş
gibi bahanelere  ardına sığınıp,
acizliklerini ancak bu şekilde gösterirler.Dünyanın geliştigi bu zamanlarda insanın gelişememesi ne acı   !!!
Şiddetin her türlüsüne karşıyız.Cinsiyetmiş yaşmış,dinmiş ırkmış gibi şeylerle,
kategorize etmeden hemde..

Haberleri izliyoruz yada yakın çevremizde
tanık olup duyuyoruz .Çokca karşılaştığmız bu örnekten belli olucağı gibi;erkek ayrılır sorun olmaz da kadın ayrılır.Hopp sen benden nasıl ayrılırsın tribine girilip,tehtitler savrulup olayı başka yöne çekilip,namus olayına döndürürler.Kadın karakola şikayette bulunur,Koruma talep eder ama bu boşandığı için kabul edilmez.Devlet bile koruyamazken ne gelir elden.( Tabi ben bunu o tip insanlar için diyorum,sözüm meclisten dışarı) Sonra duyarız sokak ortasında öldürüldü diye.Daha kaç kadının öldürülmesi gerekir bişeyler yapmak için.Tecavüze uğrar tecavüzcüsüyle evlendirilir.Sevdiği adama kaçar yine öldürülür,hemde canından kanından birinin elleriyle.Çocukken evlendirilir oyuncak bebekleri elinden alınıp.Hem çocuk,hem de kadın..Ne büyük tezatlıktır bu ? Gelişmiş ülkelerdeki kadınlara göre daha önce kazandığımız haklarımızın olduğunu düşününce,akıllara zarar hakket.

Bu da yetmez ölürsünüz hala peşinizi bırakmazlar.Hepimizin bildigi örnek .
''Defne Joy Foster''
Ne olmuşsa olmuş sonuçta ortada ölmüş genç bir insan var .Hemde daha soğumamışken bedeni.Millet hala yok evliydi,ne işi vardı o saatte gibi yazılarla,yorumlarla kirlettiler leke sürdüler insanlığa .Yahu ne zaman kaybettik insani duygularımızı.Nasıl bir mahalle baskısıdır bu Anlayamadım.Ve bunu üstüne ''Su testisi ,su yolunda kırıldı.''Demek içler acısı.Ölünce bile peşiniz bırakılmıyorlar kısacası.Feminist bir insan değilim yanlış anlaşılma olmasın.
Gücü yeten yetene.Terazazinin eş olmadığı durumlar can sıkıcı....
Kadın demek güzel bir dünya, omzuna yaslandığın sevgili,yar demek, anne demektir.




Not: Son istatislige göre Türkiye'de son 6 ayda 105 kadının öldürülmüş.....

10 Temmuz 2011 Pazar

Aşk Aşk Aşk..

   Aşk nedir? Onu anlatmak için sonu gelmez ,süslü cümleler kurmaya gerek yoktur.Aşık oldum dersiniz o an  akan sular durur,Vücudunuzun kimyası degişir.Dogru zaman,dogru insanmış böyle denklemleri size bırakmaz.Ne zaman,kime,neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,işin sırrınıda çözmüş olurduk aslında.O zamanda büyüsü felan kalmazdı diyeyim.Mevlana'ya sormuşlar aşk nedir? diye, "ben ol ki bilesin." demiş. O kadar iyi özetlemiş ki .Herkes kendince yaşar aşkını ,kendince anlatır.
   Geçelim bilimsel yönüne.Bilim adamları aşk için; ''Aşkın, beyinde muhakeme yeteneğini çalıştıran bölümü etkisiz hale getirdiği, beyindeki kimyasallardan serotoninin aşıklarda ve saplantılı kişilik bozukluğu olanlarda aynı seviyede olduğu belirlendi.''demişler.Buna dayanarak kendinden beklenmedik hareketler sergilersin.Kıskanırsın,onu kimseyle paylaşmak istemessin.Hele onun önceden başkasını sevmiş olma ihtimali bile seni üzer.Yeri gelir öfke duyarsın yeri gelir karşısında çocuklaşırsın.Bu duygular gelgitler uzar gider.Bilimsel yollarla bile kanıtlanmış daha ne demeli..


Geçende sevdiğim bir aile dostumuzla sohbet ediyordukta.Konu geldi aşk'a dayandı.Hayatımda hiç aşık olmadım dedi.Bende ki refleks ''yaaa''oldu.Bir an düşündümde ne büyük eksiklik o duyguyu bilmemek hiç hissedememek yaşayamamak..Kendimi şanslı hissettim iki kez yaşamış bir insan olarak.
Tabi öyle bir anlattık ki.Diceksiniz ki hiç kötü ,mutsuz yanı yokmudur? Olmaz mı dicem....Aşık olursun ama o sana aşık degildir.Acı çekersin tek taraflı taşırsın o iki kişilik aşkı da,yüreğine ağır gelir.Baş edemessin dünya üstüne üstüne geliyor gibi..Allah düşmanımın başına  vermesin karşılıksız aşkı..

Ahh nazim ustanın dedigi gibi;
Tahir olmak da ayıp degil, zühre olmak da,
Hatta sevda yüzünden olmek de ayıp degil.
bütün iş tahir ile zühre olabilmekte, yani yürekte ...


 Aşk için çok şiirler yazılmış,çok filmler çekilip,şarkılar yazılıp söylenmiştir.Şeytanın fısıltıları (Emre Yılmaz) kitabında şöyle diyor  ;

Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için bu bir eksikliktir;
Başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise bu bir fazlalıktır.
Erkeğin hayatında belki bir aşka yer vardır,
Kadının ise aşkında belki bir hayata...
Erkekler deli gibi âşık olurlar, zamanla akıllanırlar.
Kadınlar ise akıllı gibi âşık olurlar, zamanla delirirler.
Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler.
Âşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz.
Âşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir.

Âşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla. Kadına yakışan sadece aşktır.

İki günlük heves için kimsenin yüreğine girmeyin Aşk'ı kirletmeyin.Gelip geçici bir hevesse içinizde ki öpmeyin elini tutmayın.Seni seviyorum demeyi ihmal etmeyin.Unutmayın ki göstermek kadar söylemekte güzeldir degerlidir ...


   

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Farklı kültürler Farklı Renkler...

Şöyle biraz doğudan batıya,kuzeyden güneye hareket edince ne kadar renkli bir karmaya sahip olduğumuzu görmek ,insanda bu topraklarda doğmanın keyfini sunuyor.Türkiye ,cografi konumu geregi hemde dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan anadolu sayesinde nadir görülen zenginliklerinden birine sahip olması tesadüfi degildir.Farklılıklarımız bizi birbirimizden ayıran unsur degilde ,zenginlik olarak görsek görebilsek herşey o anda daha keyifli hale dönüşecektir.Herkezden kendimiz gibi olmasını beklemek, aksi halde dışlanmak küçüksemek.Olayları olguları kendi deger yargılarımızla algılayıp sonuçlandırmak ne kadar doğru sorarım ? Hem insan hep kendi gibi insanlar olsa sıkılamaz mı.Hayatta yeni şeyler görüp ögrenmek daha keyifli degilmi dir.Bırak türkiyeyi yurt dısında yaşayan kültürleri hiç mi merak etmeyiz.Ben ilk önceligi kendi ülkemin topraklarını gezip görmeye veriyorum.O kadar yer varken gezilip görülebilicek bizde sadece belli bölgelerde geçirip sadece denize girme mantığıyla hareket ediyoruz.Tamam onuda yapalım ama diger taraflarıda es geçmeyelim.Bir karadeniz bir güneydoğu turu yapmak nasıl zevklidir anlatamam.Hele bide bilen biriyle gitmek daha da keyifli hale getirir.


Bir karadeniz yaylalarına çıkın o doğanın muhteşem görüntüsü eşliginde.Arka fondaki tulum sesini hayal edin.Bilmesenizde katılcağınız ögrenmeye çalışcağnız horonu.(ki ben yaptım çok zevkli ).Sonra tabi ki mıhlaması.Laz böregi,mısır ekmegi off yemede yanında yat diyorum kısaca.Çay toplayan ,fındık toplayan kadınları izleyin fırsatınız varsa .Ah o muhteşem yapıt sümele manastırı.Cennet bumu allahım diyebileceginiz ayder yaylasını ve muhteşem uzungölü görmeden bu dünyadan gitmeyiniz mümkünse.Karadenizin bu esprili tavrı ,fıkraları boşu boşuna degilmiş diceksiniz bu güzel cografyanın güzelligini görünce burdan mutsuz ,somurtkan insan

çıkmaz düşüncesiniz yanında bideDenizi kadar hırçın ve asi insanların çıkmasını dogal karşılayın.

      Karadeniz diyince rahmetli Kazım Koyuncu'yu (şair ceketli çocuğu ) anmadan geçemicem.karadeniz müzigini bana sevdiren kişidir kendisi.Allah gani gani rahmet eylesin nurlar içinde yatsın.


Karadenizenden çıkıp doğuya ve güneydoğuya geçinçe her şeyiyle daha farklı bir kültür ve doğayla karşılaşıyoruz.Hatayda ki dünyanın ilk kilisesi St.Piere yi görmeden ve Antakya mozaik müzesine bakmadan ve özellikle künefe yemeden dönmeyim derim.Sonra Hasankeyf (ayrı bir acı içimizde bu kadar tarih kokan bu kadar güzel bir yerin baraj altında kalması),Midyat ve onun dizilere filmlere bile mekan olmuş gizemli evleri.Telkari çarşısı.Adıyamanın cendere köprüsünü,Nemrutta güneşin batışını,Maraşın dondurmasını,Urfanın sıra gecesine katılmadan,Balıklı göle gitmeden.Özellikle tavsiyem izin verin ordaki çocuk rehberler anlatsın keyfide öyle çıkıyor. Vee kebabın tadına bakmadan dönmüyoruz.Zira oralardaki tatlara bakınca, istanbulda yedigimiz kebaplarla yakından uzaktan ilgisi olmadığını anlıyoruz.Tabi bir şehri anlamak görmek sadece yerleşimiyle yemekleriyle olmuyor. İçine gidince farklı bir dünya görüyosunuz televizyonlardan yansıtılanlardan.Çocuk her yerde çocuk,İnsan heryerde insan...Gezelim görelim farklılılarımıza farklı kültürlerimize sahip çıkalm...